SAYI:   10.03.2008
KONU: Ekmek Durum Raporu

TARIM VE KÖY İŞLERİ BAKANLIĞI’NA

Bakanlıklar / ANKARA

            İçinde bulunduğu bunca ekonomik zorluğa rağmen, halkımızın temel gıdası olan ekmeği üreten ülkemiz genelindeki binlerce fırıncı esnafımız, ekmeğin ham maddesi olan buğday ununa yapılan sürekli zamlar nedeniyle, mecburen ekmeğe yapmak zorunda olduğu zamlar yüzünden, kamuoyunda maalesef  yanlış anlaşılmakta ve zamların  adeta tek sorumlusu olarak bilinmektedir.

Ülkemiz genelinde sayıları 1283 civarında olan un fabrikalarının, küresel ısınmaya bağlı olarak meydana gelen kuraklık yüzünden,  yeterli miktar ve kalitede ekmeklik buğday temin edemedikleri için maliyet artışıma bağlı olarak, ürettikleri buğday ununa yaptıkları  zamlar, biz fırıncı esnafın ekmek maliyetinin artmasında oldukça önemli rol oynamaktadır.

Bugün ekmek, ülke genelinde genellikle Tip 650 buğday unundan yapılmaktadır.
Bundan 9.5 ay önce fırınlarımıza bir çuval Tip 650 buğday ununu, peşin fiyatına 32 YTL den alırken, aynı unu şu an itibariyle fırıncılarımız, 41 YTL den satın almaktadır.
Bu durumda; ekmek üretiminde ana madde olan buğday ununda, 9.5 ay öncesine göre  sadece % 28.41’lik bir artış meydana gelmiş bulunmaktadır.

Bölgemizdeki un fabrikaları; yeterli miktar ve kalitede buğday bulamama sıkıntısı  devam ederse, şu an itibariyle peşin fiyatına 41 YTL den sattıkları bir çuval unu, çok kısa süre sonra en az 2-3 YTL daha fazla fiyatla satmak zorunda kalacaklarını, ekmekteki unun maliyetinin, % 37 seviyesine çıkacağını ve bu nedenle bir an önce buğday ithalatı yapması gerektiğini dile getirmektedirler.

Un fabrikası sahiplerinin büyük çoğunluğu ; 2007 yılında ülkemizde üretilen 17.678.000 ton buğdayın 111952 tonunun yani neredeyse % 1den de az bir kısmının TMO tarafından, çok büyük çoğunluğunun ise tüccarlar tarafından alındığını, tüccarın elinin altındaki buğdayı un fabrikalarına piyasanın oldukça üzerinde yüksek fiyatla satmaya devam ettiklerini, bu yüzden un fabrikası olarak her geçen gün buğdayı daha fazla fiyatta almak zorunda kaldıklarını, bu durumun bir an önce engellenmesi amacıyla Devletimizin bir an önce buğday ithalatını gerçekleştirmesi gerektiğini dile getirmektedirler.

Bilindiği gibi özellikle küresel ısınmaya bağlı olarak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda, tarlalardaki  buğdaylarımız, normal gelişmesi için alması gerekenin çok altında  yağış almış ve çoğu yerlerde de hiç yağış alamamıştır.

Buna bağlı olarak buğday üretim miktarımız; 1998 de 21 milyon ton iken, 2003 de 19 milyon tona gerilemiş ve son yıllarda gittikçe azalan yağışlar nedeniyle bu miktar TMO kayıtlarına göre 2007 yılında, 17.6 milyon ton seviyelerine kadar gerilemiştir. ,
Yağışlardaki bu azalış nedeni ile verim, 2007 yılında 190.1 Kg/ dekar  ile  uzun yıllar ülkemiz ortalaması olan 215. Kg/ dekarın oldukça altına inmiştir.

Bilindiği gibi başta buğday olmak üzere, hububat ürünlerinin ülkemiz için hem ekonomik ve hem de sosyal açıdan taşıdığı önem büyüktür.
Ülkemiz genelindeki 3.1 milyon tarım işletmesi içinde 2.9 milyonu buğday üretimi ile iştigal etmekte olup yaklaşık 15 milyon kişi geçimini buğdaydan temin etmektedir.

Bilindiği gibi ülkemizde buğday; ağırlıklı olarak ekmeğin yanı sıra, makarna, irmik, bulgur, tarhana,nişasta, bisküvi gibi bazı işlenmiş yiyeceklerde kullanılmaktadır. 

Buğday da son yıllara kadar kendine yeterli ülkelerden biri iken; küresel  ısınma nedeniyle meydana gelen üretim kaybı nedeniyle, aynı kalite, standart ve miktarda  buğday üretemememiz ve bu nedenle ülke genelindeki 1283 adet un fabrikasının ihtiyacı olan buğdayı temin edemememiz nedeniyle, buğday ithal eder duruma gelmiş bulunmaktayız.

Bu durum aynı şekilde bugün buğday tüketim miktarı fazla olan bir çok dünya ülkesi  içinde geçerli bir durum olup, buğdayın ne kadar stratejik bir gıda ham maddesi olduğunun da  adeta bir göstergesidir.
Bugün için ülkemizde ekmek üretiminde her ne kadar buğday unu temel bir girdi  ise de, ekmek üretimindeki genel imal giderleri içinde yer alan özellikle elektrik ve akaryakıt giderlerinde meydana gelen zamlar, una meydana gelen zamları adeta aratmamaktadır.
Örneğin sadece 9.5 ay içinde elektriğe gelen zam, % 46, dağıtımdaki akaryakıta gelen zam, % 16.02, üretimde kullanılan akaryakıta gelen zam ise % 29.34 olmuştur.

Bizler; ekmek üretim girdiklerimiz içinde oldukça önemli paya sahip olan, un ,elektrik ve diğer girdilerde meydana gelen zamlar nedeniyle, ekmeğe istemeden yapmak zorunda olduğumuz zamlar yüzünden, fırıncı esnaf olarak vatandaşımızın gözünde durduk yere ekmeğe zam yapan bir kesim olarak görünmek  istemiyoruz.
Ekmeğimizi vatandaşımıza gönül rahatlığı içinde satmak, gece başımızı yatağımıza koyarken, acaba yarın üretim girdilerimize yine zam gelecek mi, alacaklım yarın dükkanımın kapısına dayanacak mı diye düşünmek istemiyoruz.

Gecesi gündüzüne karışmış fırıncı kesim olarak, rahat ve huzur içinde yatmak istiyoruz.
Bugün un fabrikasına, mayacıya, akaryakıt bayisine, vergi dairesine, Bağ Kur’a, SSK’ya borcunu ödeyemeyen binlerce fırıncımız; vatandaşımızın sofrasındaki sıcak ekmeği üretmek  için başta un olmak üzere elektrik ve akaryakıta gelen bunca  zamlar karşısında, borç harç içinde, vatanına , milletine olan sevgisi ve Ahilik geleneğinden aldığı terbiye ile  kutsal bildiği ekmek üretim işini yaparak,  vatandaşına hizmet etmeye devam  etmektedir.  
Bakanlığımızdan; başta ekmek üretimimizin temel girdisi olan buğday unu, elektrik ve akaryakıta gelen sürekli zamların bir an önce durdurulması, bu zamların fırıncı esnafımıza en az ölçüde yansıtılması konusunda gerekli çalışmaların yapılmasını talep etmekteyiz.

Bakanlığımızdan ayrıca; 5 Mart 2008 tarih ve 26807 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan “ Türk Gıda Kodeksi – Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ  ” in 2. Maddesinde yer alan “ b) Ekmek, en az 300 gram ağırlıktan başlayarak 50’şer gram arttırılmak suretiyle piyasaya sunulur. Ekmek çeşitleri muhtelif ağırlıklarda üretilebilir ” ifadesindeki 300 gram’ın, 200 gram olarak değiştirilmesini talep etmekteyiz.,
Zira; bugün için ülkemizdeki binlerce lokanta, restoran, yemek fabrikası gibi toplu tüketim yeri sahipleri; ekmeğin 200 gramdan fazla olması halinde ekmekte maalesef var olan israfın daha da artacağını  haklım olarak dile getirmektedirler.

Aynı şekilde; fırıncı esnafımızda, 200 gram ekmeğin israfı engellemede daha etkili olacağını, yıllık 3.6 milyar adet olan ekmek israfının ekmekteki gramajın 300 gram olması  halinde daha da yükseleceğini düşünmektedir.
Bilindiği gibi bugün ekmekteki israfın nedenleri; başta sektördeki atıl kapasite olmak üzere, haksız rekabet, hammadde olan buğday ununun kalitesindeki düşüklük  ve maalesef halkımızın taze ekmek yeme alışkanlığıdır.

Her gün üretilen 120 milyon ekmekten çöpe atılan 12 milyon ekmeğin bir yıldaki miktarını göz önüne aldığımızda,  ekmekteki bu israf ile kuraklık yüzünden zaten az ürettiğimiz buğdayın, neredeyse her yıl 0.72 milyon tonunun ekmek olarak çöpe gittiğini görmekteyiz..
Ekmek israfı ile çöpe giden elbette sadece buğday da değil. Buğdayla beraber her yıl çöpe giden yani boşa harcanan çok önemli diğer üretim girdileri de mevcuttur.
Bunlar, her yıl ekmek israfı nedeniyle boşa harcanan; 553 bin ton buğday unu, 2.2 milyon metre küp içme suyu, 16.615 ton ekmek mayası,7.200 ton yemeklik tuz, 62.769.230 kilovat elektrik ve 110.769.230 litre akaryakıttır.
Bugün ülkemizde fırınlarımız, neredeyse % 30 kapasite ile çalıştıkları halde, halen her önüne gelen maalesef  istediği yerde rahatça fırın açabilmektedir.

Kaldı ki; ülkemizde, kuraklığa bağlı buğday üretiminde meydana gelen bir  düşüklük ve bunun yol açtığı ekmek maliyeti ve sektörde % 70’e varan bir atıl kapasite sorunu var iken, halen isteyen her kez istediği her yerde fırın açabilmesi, nimet dediğimiz ekmekteki bu israfı maalesef daha da körüklemekte ve sonuç itibariyle bundan ülke ekonomimiz olumsuz yönde etkilenmektedir.
İzmir Fırıncılar Esnaf Odası olarak; bu durumun bir an önce engellenebilmesi için, “ 10.08.2005 tarih ve 25902 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan “ İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte ”  bir an önce bir  değişiklik yapılarak; fırın açmak isteyen gerçek yada tüzel kişilerin, bağlı oldukları odadan “ Belirlenen adreste fırın açılmasında mevcut kapasite açısından bir mahsur yoktur ” şeklinde yazı alınması ve alınan bu yazının İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı için başvuru formu ekinde ilgili makam olan belediye yada İl Özel İdare Müdürlüğüne ibraz edilmesi zorunlu hale  getirilmelidir.
Odalar böylece; kendilerine yapılacak olan müracaatta, fırın açılacak olan yerdeki ekmek üreten mevcut fırınların üretim kapasiteleri ile o bölgede oturan vatandaşların ve işyerlerinin ekmek taleplerini ve ekmek satış miktarlarını göz önüne alıp değerlendirmeler yaparak, fırın açılması yada açılmaması yönünde karar verebileceklerdir.

Böylece mevcut fırınların kapasite kullanım oranlarının zaman içinde artmasına dolayısıyla mevcut fırınlarımızın zaten az olan kazançlarının yükselmesine de katkıda bulunulmuş olacaktır.
Bu nedenle; ülkemizde zaten var olan ekmek israfının engellenebilmesi amacıyla, gerek yukarıda arz etmeye çalıştığımız ekmek gramajı ile düşüncelerimizin gerekse hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülen “ İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik ” de yapılmasını talep ettiğimiz düzenlemelerin bir an önce yapılması ve de ekmek üretim girdilerinde meydana gelen sürekli artışların, fırıncı esnafımızı mağdur etmemesi için Bakanlığınızca gerekli çalışmaların yapılması hususunda gereğini arz ederiz.

Hüseyin DİKMEN 
Genel Sekreter
Nejdet DURMUŞ
İzmir Fırıncılar Odası

Yönetim Kurulu Başkanı